Doktor Akif Şakir Şakar Mektebi Tıbbiyeyi Şahanenin Müderrisi meşhur Şakir Paşa’nın dört oğlundan üçüncüsüdür. 21 Şubat 1888     tarihinde İstanbul Cerrahpaşa da doğmuştur.  Akif Şakir Bey ilk tahsilini Lemai Marif mektebinde orta ve lise tahsilini de Numunei Terakki İdadisinde yaptıktan sonra askeri tıbbiyeye girmiştir.

Babasının asker olmasına karşı olduğu ancak Akif Şakir Bey’in o zaman ki askeri tıbbiyelilerin süslü elbiselerinin cazibesine kapılarak askeri tıbbiyeyi seçtiği söylenir. Baba Şakir Paşaysa oğlunu sivil olarak yetiştirip tıp tahsilini Avrupada yaptırmak arzusundaydı.

1910 senesinde yüzbaşı rütbesiyle mezun olan Doktor Akif Şakir Bey mutat üzere bir yıl süreyle Gülhane Askeri Tatbikat Okulunda staj yaparak hariciye servisinde çalışmış 1911 senesi sonlarında Van Askeri Hastanesi Operatör muavinliğine tayin edilmiştir.

1912 senesi sonundaysa Viyana’ya giden Doktor Akif Şakir Bey tıp fakültesinde profesör Eiselberg hariciye kliniğinde ve bilhassa umfallstation yani ilk yardım servisinde yine devrin şöhreti olan Doktor Breitner yanında bir yıl kadar asistan olarak çalışmıştır.

1. Dünya savaşından kısa bir süre önce yani, 1914 başlarında yurda dönen tabip yüzbaşı Akif Şakir Bey ilkin eski görev yeri olan Van’a gitmiş bilihare askeri tıbbiye müzakereci tabibi olarak yeniden İstanbul’a çağrılmıştır. 1. dünya harbinin patak vermesi üzerine bu sefer Kudüs’e 4. ordu komutanı Cemal Paşa emrine gönderilmiştir.

Bu sırada ordu karargah tabibi olarak çalışmakla beraber aynı zamanda ordu hıfzıshaha müşaviri Profesör Mühlens refakatinde Suriye ve Filistin de bulaşıcı hastalıklarla mücadele etmiştir. Kanal hareketi sırasındaysa Operatör Albay Selahattin Bey’in ayrılması üzerine Gazze civarında vade-i sarardaki 500 yataklı Hilali Ahmer Harp Hastanesine operatör olarak verilmiştir. Kendi ifadesine göre Viyana da ilk yardım hastanesi çalışmaları dolayısıyla bu harp cerrahisinde asla yabancılık çekmemiştir. Bu sırada hayata kavuşturduğu birçok ağır yaralılar arasında eski İngiliz Başbakanı Lord Baldwin yeğeni ve Hint süvarileri komutanı yüzbaşı Baldwin de vardır.

Suriye de gittikçe artan İngiliz baskısı karşısında 3. ordu geri çekilirken o sırada Şam hastanesi cerrahı olan Akif Şakir Bey tüm hastane görevlileriyle birlikte esir düşmüştür. Ama yüzbaşı Baldwin evvelce kendisine Halep’ten gönderdiği bir teşekkür mektubu dolayısıyla Akif Şakir Bey ile birlikte bütün hastane çalışanları da esaretten kurtulmuş ve hastane bu seferde yaralı Türk esirlerine bakmak üzere İngilizlerin emrinde faaliyete geçmiştir.

Ancak bu da uzun sürmemiş Doktor Akif Şakir Bey 1919 da yeniden askeri tıbbiye müzakereciliğine dönmüş. Üç buçuk sene süren bu cephe hayatı genç hekimde acı tatlı birçok unutulmayan anı bırakmıştır.

Mütareke yıllarına kadar tıp fakültesinde cerrahi Etfal ve Ortopedi yani çocuk cerrahisi ve ortopedi cemil paşanın dekanlığı sırasında muavin doktor Rıza Nur Bey tarafından ara sıra konferanslar şeklinde verilmişken o sırada Fransız işkal ordusu subaylarından Mouchet’ye bir iş bulabilmek için böyle bir kürsü kurulmuştur.

Askeri tıbbiye müzakereci tabibi yüzbaşı Akif Şakir Bey 1919 başlarında askerlikten tamamen ayrılarak Profesör Mouchet’ye asistan olmuş ve aynı yıl sonunda müderris muavinliğine vekalet etmeye yani ders vermeye başlamıştır. 1922 başlarında ise imtihan vererek umumi cerrahiden müderris muavini yani doçentlik titrini almıştır.

1927’de de 1. dünya harbinde Suriye de yanında çalıştığı Profesör Mühlens’in aracılığıyla Almanya’ya gitmiştir. Böylece İstanbul Tıp Fakültesinden izinli olarak Hamburg Üniversitesinde harici servisinde Profesör Zudek’in yanında 2 yıl kadar kalmıştır. Bu esnada Alman doktorların yetkisine sahip olarak ve maaşlı asistan olarak çalışan Doktor Akif Şakir Bey’in çalışmaları takdir edildiğinden kısa bir süre sonra kendine 50 yataklı ayrı bir servis vermiştir. Profesör Zudek’in kemik ve eklem ameliyatları bu genç müderris muavini için çok yararlı çalışmalar olmuştur.

1929 sonlarında yurda dönen Doktor Akif Şakir Bey çocuk Cerrahisi ve Ortopedi dersi kaldırılmış olduğu için fakülte kurulunun ekseriyetle verdiği bir kararla tedrisi memur müderris muavini sıfatıyla evvela ortopedi polikliniği yapmaya başladı.

1930 da da fakültenin eskiden karantina hane olarak kullandığı bilahare Haydarpaşa Numune Hastanesinde yemekhane olarak restore edilen ahşap bir baraka kendisine verildi ve böylece Akif Şakir Bey kısmen de kendi cebinden harcayarak küçük fakat temiz bir servise kavuşmuş oldu.

Ama sinema ve fotoğraflarla verdiği dersler ve ortopedik vakalar dışında da yapılan müdahaleler bilhassa Hamburg da öğrendiği göğüs cerrahisi sayesinde yaptığı torokoplasti freneseptomi gibi nadir ameliyatlar yaşlı cerrah hocalarının hiç hoşuna gitmemiştir. Ve ortopedinin müstabil bir şube olması iyi karşılanmıyordu. Bu nedenle 1930 yılında müderrisler meclisinde Rasim Bey’in fizyoloji kitabıyla ilgili sorun halledilirken hiç de umulmadığı halde ortaya bir de ortopedi meselesi atılmış ve bu küçük klinik lav edilmiştir. Ancak zamanın marif vekili Esat Bey’in gösterdiği anlayış ve himayeyle bu genç kliniğin genç şefi ümitsizlikten kurtulmuş ve hatta 1932 de muallimliğe yani Profesörlüğe yükseltileceği gibi kısa bir süre sonrada eski baraka yine emrine verilmiştir.

1933 üniversite reformuyla Haydarpaşa’da bulunan tıp fakültesinin İstanbul’a nakli sırasında diğer klinikler Çapa, Cerrahpaşa ve Haseki Hastanelerinin nakledilirken çocuk klinikleri ve cerrahisi ortopedi kliniğinin Şişli Etfal Hastanesine taşınılması uygun görülmüştür. Şişli Etfal 10 yataklı bir pavyonda çalışmalarına başlayan Akif Şakir Şakar hoca yanına bir eleman almak ister ve o zamanlar Tekirdağ Memleket Hastanesi Operatörlerinden Doktor Münir Ahmet Sarp Yener’e İstanbul’a gelerek Doçent olarak çalışması teklif edilir.

Doçent kelimesinin anlamının kendi ifadesiyle bir çok dillerinde lügatlerinde arayan ve bulamayan Münir Ahmet hoca zamanın İstanbul Üniversitesi rektörü Ömer Hoca’ya sormuş ve şahsi fikrini rica etmiş. Yine kendi ifadesiyle almış olduğu bu telgrafta “iyi bir şeydir sakın kaçırma” ifadesini görünce tayinini yaptırıp Şişli Etfal Hastanesine gelmiştir. Bu dönemde hocanın yanına giren ilk asistansa Doktor Fethiye Ayral’dır.

Akif Şakir Şakar Hoca’nın Şişli Etfal’de ki çalışma yıllarını Münir Ahmet Hoca rahmetli hocamız Profesör Doktor Akif Şakir Şakar’la ortopediyi memlekette tanıtmak ve kurmak için yaptığı çabalar başlıklı yazısıdır. Klinik olarak bizi şöyle dile getirir “Bizi kimse tanımıyordu çocuk cerrahisi ve ortopedi neymiş hekimler tarafından bile bilinmezdi. Hele cerrahlar bizi hiç beğenmezlerdi. Bazıları bizi diplomasız ve ehliyetsiz çalışan kırık çıkıkçılardan aşağı görürlerdi. Polikliniğimize hiç kimse uğramazdı.Bizimle birlikte çalışan iki hastabakıcıyla hademeden başka kimse yoktu. Ameliyathane küçücük bir odadan ibaretti ve rahmetli hocanın tabiri ile küçük bri kümesten başka bir şey değildi.

Polikliniğe çıkmadan evvel bizimle beraber çalışan hademe ve hastabakıcılardan birini hastanenin polikliniğine göndererek muayene için bekleyen sakat, kırık çıkıklı hastaları ayartıp polikliniğimize ustalıkla getirtirdik. Yakın ilgi ve şefkat gördüklerinden yavaş yavaş bize ısınmaya başladılar. 6 ay geçmemişti ki poliklinik cerrahi polikliniğine göre daha fazla kalabalıklaşmaya başlamıştı, 10 yatak bile yetmediğinden mecburen bir çok hastayı ayakta tedavi ediyorduk. O zaman ayda bir defa yapılan hastanenin ilmi toplantısına katılıyorduk. Orada kendimizi oldukça tanıtmıştık.

” 1942 yılında haseki hastanesindeki 2. cerrahi kliniğinin Çapa’ya nakledilmesiyle çocuk cerrahisi ve ortopedi kliniğinin buraya taşınmasına karar verilir. Bu 40 yataklı klinik harap bir durumdaydı. Hoca bu durumdan memnun değildi. Akif Şakir Hoca profesör olmuş ve 40 yataklı kliniği de kurmuştu. Ancak çocuk cerrahisi ve ortopedi bağımsız bir uzmanlık alanı değildi; çünkü çocuk cerrahisi ve ortopediyi genel cerrahilar da yapıyor. Neden ayrı bir uzmanlık alanı olsun diye karşı çıkılıyordu.

Ancak Akif Şakir Hoca’nın bitmek tükenmek bilmeyen çabaları Ankara da sürdürdüğü temaslar ve kendisi gibi düşünen diğer fakülte hocalarının desteğiyle 9 Ağustos 1947’de çocuk şirolojisi ve ortopedi ayrı bir ihtisas dalı haline gelmiş oldu. Tüzük değişikliğiyle Doktor Neriman Ölçer, Doktor Rıfkı Bilge, Doktor Melih Eroğlu, Doktor Cevdet Alptekin ertesi yılda Esat Kılıçhan ve Hüsamettin Alkav kısa aralıkla ortopedi asistanı olmuşları. Akif Şakir Şakar Hoca’nın bundan sonra ki çabaları ortopedi için yeni bir hastane yaptırmaktı. 1952’de rektörlük sırası tıp fakültesine gelmiştir. Yeni rektör seçilen genel cerrahi hocası Kazım İsmail Gürkan ve Tıp Fakültesi Dekanı Ekrem Şerif Egeli ile mütabakata varan üniversite de temel birimlerin yapılması için tahsis edilen 40 milyon liranın bu zaman ki parayla 4,5 milyon dolar ortopedi kliniğinin yapımına ayrılmasını sağlar.

1952 yılında temeli atılan bina 1955 yılında biter ve Hasekide ki klinik 15 Mayıs 1955’de Çapa’ya taşınır. Yeni kliniğe taşındıktan 3 yıl sonra 1958 yılında Akif Şakir Şakar Hoca emekli olmuştur. Bundan sonra kendini daha çok okumaya özellikle Felsefi eserlerle ilgilenmeye veren hocanın son günlerini ise 25 yılı beraber geçiren Doktor Hayri Taraçan şöyle anlatmaktadır.

“31 Ağustos 1961 hoca hasta… 1 haftadır yanında 5 kişi var. Profesör Nihat Sayar, Yüksek Mimar Zeki Sayar, Doktor Müfit Erkul ve diğer iki kişi de doktor. Yatakta ani bir hareket yapıyor, fenalaşıyor, bir kalp krizi. İlk tedavisi yapılıyor. Ertesi sabah aynı kadro odada, kontroller yapılmış, yeni hastaneye nakli meselesi konuşuluyor. Hoca neşeli, hatta “Ölüm o kadar korkulacak bir şey değilmiş, insan bembayaz bir alemde uçuyormuş gibi oluyor, hele elit, okumuş bir çevre yanındaysa” diye konuşuyor.

Bir sütlü kahve, birkaç bisküvi istiyor, onu içerken yatağının yanında rafta yeni okuduğu bir kitaptaki pasajı nakletmek için kitaba uzanıyor, saat 10:15 civarı, kitabı alamıyor, kimse bir şey yapamıyor…

 

Bize Ulaşın

  • Şehremini Mah. Koyuncu Sk. Çiğdem Apt. No:4 D:5
    Fatih / İstanbul
  • Tel : 0 (212)530 15 08
    Fax : 0 (212)530 15 21
  • E-Posta : Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.